Nişan Töreni

Düğünümüze yaklaştığımız günlerde niaşn töreninin yapıp yapmayacağımızı düşünürken insanın  hayatında bir kez yaşadığı veya bir kez yaşamak istediği :) bu töreni “neden es geçsin ki!” diye düşünerek yapmaya karar verdik. Bir salon kiralanmasını istemedik, çünkü temmuz ayında köyde bir bahçemiz varken davetlileri salonda tutmak anlamsız olurdu ve bu imkanımızı kullanarak tören hazırlıkları başladı. Nişanda erkek tarafı kız tarafına hediyeler getirir, takılar, kıyafetler ve tabi gelinin yakınlarına da hediyeler hazırlanır. Kız ailesi nişan töreni onların tarafta organize edildiği ve erkek tarafı da hediyeleri hazırladığı için telaşlıdır. Gelin için aslında çok sevindirici bir etkinlik olarak değerlendirebiliriz. Ancak bu tabi tek taraflı kalmaz ve aynı hediyelerden damada da alınır, ancak niaşn merasimi kız evinde olacağından bugün damada hediyelerinden yalnızca saat verilir, geriye kalanlar ileriki bir tarihte damat tarafına götürülecektir. Biz tabi bu merasimin ilk aşamasındayız. Gelin evinde nişan töreni…

Bahçemizde misafirleri mizi konforlu ağarlayabilmek için masa sandalye ayarlamaları gerekir, bu iş halledebilecek en uygun olan kişiye yani erkek kardeşim Zafer’e devredilir, bahanem de hazır ben çalışıyorum İstanbul dan beri bu işleri ayarlayamam, ancak kendisine kontak kişiyi tespit ederim ve gerisini ona bırakırım. Ablam ikramlardan sorumludur. Ben nişandan bir gün öncesinde izin alır Düzce’ye giderim. Nişandan önce son kez bahçeyi gezdim, çocukluğumuzun geçtiği o bahçede ablam, kuzenlerim nişanlanmıştı artık sıra bendeydi, bu beni biraz daha heyecanlandırdı ve hayatın çok hızlı akıp gittiğini biraz daha iyi anladım. O gün ikramlar ve organizasyonla ilgili son düzenlemeler de yapıldı ve sabah, sevmediğim ama gitmem gereken yere yani kuaföre gitmek üzere yola çıktık, arkadaşım Ayşe benim için randevu almıştı bu da benim işimi kolaylaştırmıştı. Normalde hiç makyaj yapmayan biri olarak tabi ki saçlarım ve makyajım doğal olacaktı, kuaföre bunu söyledim gerisine karışmadım. Gerçi ilk yaptıkları makyajı sildirdim, çünkü kendimi palyaço gibi hissettim aslında eminim dışardan öyle görünmüyordu ama alışık olmayınca insan aynaa baktığında kendine yabancılık duyuyor ve bu yabancılığın sebebi o boyalar ise sildirmemek elde değil, evet biraz fazla kapris yaptım ama sonunda içime sindi, istikamet köy.

Öncelikle İstanbul’dan gelen misafirlerimize yemek ikram ettik, bu aşamada köyde amcamlar, büyükbabamlarla bir arada olmamızın yararını gördük, aynı andan yemek ikramlarımızı gerçekleştirdik, annemin lezzetli yemekleri umarım misafirlerimize de lezzetli gelmiştir. (Bu alana yorumların girilmesini rica ederim :) )

Saat üç gibi tüm misafirler bahçede hazırdı ve Emre ile bizi bekliyorlardı, ikimiz önümüzden yeğenim Neslihan bahçeye teşrif ettik, alkışlar alkışlar ve tabi duygulu anlar…

Nişan merasiminde aslında tek olay alyansların takılmasıdır, hemen bu merasime geçildi, amcam alyanslarımızı taktı ve güzel bir konuşma yaparak kurdelayı kesti. Ardından diğer hediyeler ve misafirlerimizle selamlaşmalar, geldikleri için teşekkür ve tebriklerin alınması. Bu aşamada merasim tamamlandı ama bizimkiler biraz da oynamak istediler, elimizdeki müziklerle biraz oynadık, ben meğer oynamayı bilmem derdim ama mezdekede bile oynamışım ben bile kendime şaşırdım. Bu kısa törenimiz ardından misafirlerimizi uğurladık, resimler çektik ve törenimiz bitti.

Bu kadarla kalmasını istemediğimiz ve hazır arkadaşlarımız Düzce’ye gelmişken akşamda Akçakoca’da yine sağolsun Ayşe’nin ayarladığı bir mekanda; (Piri Reis Restoran) güzel güzel yemeklerimizi yedik ve ömrümde hiç oynamadığım kadar uzun oynadık ve nişanlımla dans ettik.  Dans etmek sadece sallanmak değilse ben dans etmeyi gerçekten bilmiyorum, belirtmek isterim :) .Bu  güzel gece saat 3’e kadar sürdü. Sabah güzel bir kahvaltıyı hak etmiştik ve denize nazır, bir mekanda yalnızca kuş sütünün eksik olduğu enfes bir kahvaltı yaptık, sonrasına ben arkadaşlardan ayrıldım, benim gönlüm çok hoştu umarım herkes törenimizden ve sonrasında geçirdiğimiz geceden memnun kalmıştır.

Artık nişanlıyız…

Bu videoyu eklemeden edemedim, çok güzel halay çekmişiz hem de o temmuz günü öğlen sıcağında :)

Continue reading

Sözlendik

Söz hazırlığımı o akşam giyeceğimiz kıyafetleri belirlemek ile başladı, çok aramadım zaten demiştim alışveriş yapmayı sevmem, bir elbise giyecektim, hava soğuk olduğu için, kışlık ama şık bir elbise aldım, topuklu ayakkabılarımı giydim, Emre de siyah takım elbisesini . Bir de söz bohçası için bana getirilecek hediyelerin alınması vardı. Kayınvalidem kafasına göre birşeyler almaktansa “Sen sevdiğin gibi al.” dediği için söz elbisemi aldığım gün iki kat kıyafet ve çamaşır daha aldım, söz bohçasına koyması için ilettim. İnsanın kendine getirilecek hediyeleri seçmesi da biraz garip oluyor ama sonuçta kendi zevkine göre olduğundan beğenmeme gibi bir risk olmaması güzel.  O akşamın hatırlanması için bir de söz mendili hazırlamak istedim, artık söz mendili diye bir kavram kalmamış hiçbir yerde hazır mendil bulamadım, ben de kendim küçük keseler ve mendiller, kesenin üzerine takacağım küçük beyaz ve pembe tülden kelebekler aldım.  100 tane mendil aldığım için hazırlıkta kardeşim ve ablam yardımıyla üç saatte mendiller hazırdı ve bence çok güzel de oldu, çünkü herkes beğendi, orjinaldi çünkü hazır almamış ve kendi ellerimle hazırlamıştım.

Vee o gün geldi erkek tarafına söz merasimini evimizde yapacağımız için çok kalabalık gelmemelerini rica ettik ama onlar sadece 10 kişi iken biz biraz kalabalık olduk sanırım buna
biraz canım sıkıldı ama yarıyıl tatili olduğundan kuzenlerimi tabi ki çağıracaktım, çok da güzel oldu. İkram işlerinde kızların (Ayşe,Gülşen,Nesibe,Gülcan,Melike) yardımı için onlara bir kez daha teşekkür ediyorum. Benim hiç haberim bile olmadan ikramlar tamamlanmıştı. Söz yüzüğümüz ü taktık ve artık sözlüydük.

Continue reading

Kız isteme

Kızımız burada tabi ki ben oluyorum :) sevgili Emre’min ailemle tanışmasının ardından bir ay geçtikten sonra ailelerimizi bir araya getirmenin vakti gelmiştir. Soğuk bir kış günü akşam saatlerinde  görüşmek üzere misafirlerimiz davet edilmiştir.  Kız tarafında büyüğümüz olarak büyükbabam ve babanem de aramızdadır.  Misafirlerimiz ellerinde çiçekler ve şekerler ile gelirler. Emrecim kapıdan girerken sanırım ki heyecandan çiçeği kime vereceğini şaşırıp anneme uzatmıştı, tabi ben hemen atlayarak çiçeği alırım, çiçekler  tomurcuk kırmızı güllerden oluşan çok hoş bir aranjmandı. Hatta resimler kısmına ekledim, oradan görebilirsiniz, gerçekten isteme merasimine en yakışan çiçekti. Kırmızı güllerde Emre’nin bana karşı hissettiği sevgiyi ve benim o akşamki heyecanımı görmüştüm. Ama tabi bunu sadece ben görebiliyorum :) Çiçeklere ne mi oldu, tabi ki kuruttum, saklıyorum…

O akşam hatırlar sorulduktan sonra büyükbabamın hoş muhabbeti ile gecemiz biraz daha şenlendi, söz asıl konuya geldi ve kayınpederimiz söze girdi: “Bu akşam buraya gelmemizin sebebi oğlumuzun kızınız Berrin’e talip olması. Allah’ın emri, Peygamberin kavli ile…” bu kısımda ben odadan çıkarak, kahveleri hazırlamak için mutafağa giderim. Anladığım kadarıyla ben odada yokken bizimkiler erkek tarafına “Evet” demedikleri için kayınpederimiz sorusunu üç kez tekrarlamak zorunda kalır. Hatta kahve ve tatlı ikramı yapılırken tatlı istemediğini belirtmişti, çünkü henüz bizimkilerden olumlu cevabı alamamıştır. Tatlı istememesinin sebebini biz sonradan öğrendik, onlarda olumlu cevap duyulana kadar tatlı yenmez imiş.  Büyükbabam ve babamın planladığı bir durum muydu yoksa o an mı gelişti bilemiyorum ancak sanırım onları kız tarafı olarak biraz zorladık. Sonunda büyükbabam olumlu cevabı verir ve kayınpederimiz tatlısını ister, tabi erkek tarafı rahatlamıştır. Ne kadar kız ve erkek anlaşmış olsa da ailemizin bizim üzerimizde söz hakkı vardır, ama bir sürpriz cevap almadığımız için biz de rahatlarız. Tatlılar yenir ve ziyareti sonlandırmak için izin istenir. He bu arada bir şeyi atladım, klasik damadın kahvesine tuz atılır, ama ben ablamdan aldığım akılla karabiber attım, karabiberi de kaşık ile değil kavanozdan boşalttım, sanırım biraz fazla olmuş. Emrem, ne karşısında annesinin kaş göz işaretlerine ne de benim “Hepsini içmek zorunda değilsin.” demelerime aldırmaksızın kahvenin hepsini içerek , sonunda “Eline sağlık!” demeyi ihmal etmedi. Bu da beni itiraf etmem gerekir ki gururlandırdı, bir bakıma sevgisini bir kez daha göstermiş oldu. Kahveyi içmese sevmemiş mi olacaktı, tabi ki hayır sadece bir süre benim sitemlerime maruz kalırdı :) Eee ne kadar alışveriş yapmayı sevmesem de sonuçta bir kızım…

Continue reading

Damat adayının gelinin ailesi ile tanışması

Öncelikle anne konudan haberdar edilir, baba dolaylı yoldan bilgilendirilmiş olur. Bizim ailede sıra böyledir. Sonrasında gün kararlaştırılır ve misafirimiz evimize bir kış gecesinde çay içmeye davet edilir. Evde kalabalık yok; annem, babam kardeşim Zafer, kalabalık olmamasının sebebi sıcak bir ortam sağlayıp, misafirimizin sıkılmadan ağırlanması. Heyecanlı bir bekleyiş, yol tarifi ardından kapı çalar. Beklenen misafir elinde tatlısı ile gelir, yalnızdır.

İlk söze babam girer, gündelik konuşmalar yapılır, genel sorular sorulur; “Nasılsınız? \ Nerede çalışıyorsunuz? \ İşinizden memnun musunuz? vs” Ben o akşam güleç bir yüzle ailemin misairimizle ilgili objektif yorum yapabilmesi için genelde söze karışmamaya çalışırım. Muhabbet ilerler, ben ikram servisi için mutfağa gittiğimde asıl konuya girilir, ben bütün konuşmaları kaçırırım, ama sonrasında gecenin kritiğini hem annemlerden, hem misafirimizden detayları ile öğrenirim. Sonradan dinlediklerime göre babam “Sebeb-i ziyaretiniz kızıma talip olmanızmış.” diye söze başlayıp Emre’ye özetle, evliliğin ciddi bir konu olduğunu, beraber verdiğimiz bu karara saygı duyduklarını, herşeyin hayırlısı olmasını temenni ettiğini  anlatır. Bir de benim çok hoşuma giden şu sözleri söyler, bunları duyduğumda babamın beni ne kadar çok sevdiğini bir kez daha farkına varıp çok duygulandım. Şöyle ki:  “Öncelikle kararınızı destekliyorum ancak şunu belirtmeliyim ki; benim kızım bir çiçek gibi narindir, çok hassas davranmak gerekir,  ben bu işte varım diyorsan kızıma bizim yetiştirirken gösterdiğimiz bu duyarlılığın aynısını göstermelisin.”  Bu sözleri duymak beni çok onurlandırdı, kızına bu denli değer veren yalnızca onun mutluluğunu düşünen bir ailem olduğu için çok şanslıyım.

Ve gece biter, iki saatlik misafirliğin ardından ailemden aldığım olumlu yorumlar ve Emre’nin memnuniyetini duyduktan sonra içim rahat bir şekilde gece huzurlu bir uykuya dalarım. Damat adayımız, gelin ailesi ile tanıştıktan sonra aradan geçecek bir ayın sonunda artık sıra ailelerin tanıştırılmasına gelmiştir.

Continue reading

Ah Mine’l Aşk

Şairini hatırlayamadım ama beyti hatırlıyorum; galiba aynı zamanda bir şarkının da güftesiydi. Şöyle:

‘Takrîr edemem sûz-ı dil ü derd-i derûnum
Söyletme beni hâtır-ı zârımda keder var’

Gerçekten de insan ruhunun en ince yerinden kopup gelen bir serzeniş, bir tatlı sitemin ifadesi bu beyit. “İçimdeki derdi de, gönlümdeki ateşi de dile getirmem mümkün değil. Bu halimle beni söyletme ki inleyen hatırım kederle dolu!..” Eflatun, “Ruhumuzu bir kaya parçası gibi karşımıza almalı, onu kabalıklarından, fazlalıklarından yontmalıyız.” der. Elhak yukarıdaki beyit de kabalıklarından yontulmuş bir ruhun terennümüdür. Yahut tersinden söyleyelim; böyle bir beyti söyleyebilmek için insanın önce kabalıklarından kurtulması, ruhunun zarafet adlı teline terennüm vermesi gerekir. İçinde kederler var iken konuşmaktan kaçınan, sırf içindeki kederler sözlerine yansır da muhatabını incitir diye korkan bir insan düşünün ve bir an, o insanı sevgili karşısında bir âşık olarak farz edin. İşte bu tavır, insanın aşkı kabule hazır hale gelmiş biçimi, diğer ifadesiyle fazlalıklarından yontulmuş hâlinin ifadesidir. Çünkü güzellikleri görmek için önce güzeli görecek göze sahip olmalı, deseni renklendirmek için önce kumaşı dokumalıdır.
Evvelce gönlün frekans ayarını yapmak, duyarlılığını artırmak, zarafet ve estetik boyuta taşımak gerekir ki ruh da aynı kalıba girsin. Bunun için de kaba insanlık hallerinden sıyrılmak, kendini o derin halsizlik içinde güçten düşmüş gibi hissetmek ve teslimiyet ile aşka boyun eğmek gerekir. Enderunlu Vasıf Efendi’nin (ö.1824) şu beytinde anlatıldığı gibi:

Ne beyân-ı hâle cür’et, ne figâna tâkatim var
Ne recâ-yı vasla gayret, ne firâka kudretim var

Yani şöyle demek: “Ne hâlimi arz etmeye cür’et edebiliyorum, ne de feryat etmeye takatım var. Ne vuslat umudu için gayrete geliyorum, ne de ayrılığa güç yetirebiliyorum.” Bu beyitte dikkatimizi çeken iki tavır mevcut. İlki; âşıkın hâlini beyan etmesinin bir cür’et (cesaret, atılganlık, bir tür haddini aşma ve küstahlık) kabul edilmesi, ikincisi de vuslatı umut etmenin bir gayret ( aziz ve kutsal bir şeye tecavüz edildiğini görmekten dolayı insanın içinde uyanan kıskanma ve koruma duygusu) olarak algılanmasıdır. Âşık, sevgiliye o kadar kıyamaz durumdadır ki bu yüzden onun vuslatını istemenin cüretkârlığına eşdeğer bir gayrete gelmektedir.

Leyla Hanım’ın (ö. 1848) buna benzer bir beyti vardır; der ki:

Pür-âteşim açtırma benim ağzımı zinhâr
Zalim beni söyletme derûnumda neler var

” (A acımasız sevgili!) Beni söyletme ki içimde neler neler var! Öyle ateş doluyum ki sakın ağzımı açtırma (yoksa dünya tutuşacak)!”

Doğrusu bu beyti okuyunca o ince ruhlu kadına, o zarif şiirlerin nazenin şairine acımadan edemedik. Çünkü bu dizeler, yukarıda söz konusu ettiğimiz her iki beyitten daha zalimce ve sevgili karşısında daha cür’etkârcadır. Bir kadın ruhu bütün kırılganlığı ve hassasiyeti ile fazlalıklarından, kabalıklarından en ziyade yontulmuş olduğu halde Leyla Hanım nasıl bir feryat ile böyle söyleyebilmektedir, şaşılır. O ki yalvarandan çok niyaz edilen; sevenden ziyade sevilendir. Belki de bu yüzden, hüzünlü çığlığı başkalarının feryatlarına göre çok daha yakıcı ve ateş doludur.

Kişioğlunun tasarrufu altında iyi de kötü de, beyaz da kara da, hatta güzel de çirkin de emre âmâde beklemekte. Bize düşen, bunlardan hangisini tercih edeceğimize karar verebilmek.
Unutmamak lazım; kimliğimiz, onu konuşlandırdığımız kabın şeklini ve rengini alır ve ruhlar incelmeden incelikleri asla göremez!..
İskender Pala

Bu sözlerin üzerine ne diyebilirim ki…

Continue reading